Pisa skoru, eğitim ve sepetimdekilerin birazı

Pisa skoru, eğitim ve sepetimdekilerin birazı

3 yılda bir yapılan Pisa’da Türkiye’nin geçtiğimiz aylarda gerilediği bir ortalaması olduğu haberlerde yeterince yer buldu sanırım. Türkiye’de eğitimin “sorun” olduğu kadar “şart” olması da kendimi bildim bileli tekrarlanan klişelere dönüştü. Benimse sepetimde eğitimde gerçekten devrim niteliği taşıyacak bir umut parçası var. Hatta belki bir devrimin hikayesi de…

 

Anne ve babamın öğretmen emeklisi olmalarından öte, eğitimci bir ailenin parçası olduğumu hep keyifle söylerim. Amcalarım, eşleri, halamın çocukları ve ailenin neredeyse tamamı öğretmendir. İlkokul ve ortaokul dönemlerimde bana yük oluyordu biraz bu iş. Bir türlü öğrenmeyi öğrenemediğimden ezberleri tekrarlayarak geldim liseye, sonra lisede uzun süreli hafızamın yazarak çalıştığımda aktive olduğunu fark ettim. Yine öğrenmeyi tam öğrendim sayılmaz bu, kendime dair bir keşif işte. Düşe kalka lisans, yüksek lisans bitti. Bugün doktora tezimi bir eğitimciyi keşfetmek için  yazıyorum, Paulo Freire. Doktoraya geldiğimdeyse kendi öğrenme dinamiklerimi, keşif hallerimi ve soru sormaları ancak yeni öğreniyorum. Ve ancak bugün diyebiliyorum ki, öğrenebiliyorum. Ne yazık ki, bu süreçte okuldaki öğretmenlerimin katkısı oldu da diyemeyeceğim. Çok meraklı olduğumdan sosyal girişimcilikten, topluluk oluşturmaya sonra hiç eğitim almadığım çevre sorunlarına dair öğrenme çabalarımın sonunda ben öğrenmeyi öğreniyorken ne kadar keyif aldığımı fark ettim.  Bu da beni, birbirinden farklı alanlarla çalışsam da eninde sonunda yine bir “eğitmen ya da bazen kolaylaştırıcı” yaptı yani kürkçü dükkanı bana eğitim oldu.

 

Kendimi denediğim yollardan biri iletişim alanı idi, reklam ve halkla ilişkiler hala okuyorum. Kitle İletişim Tarihine dair okumalar yaptığınızda siz de göreceksiniz ki gelen her teknoloji, radyo, kaset, vhs kayıtlar, tv, bugün de bilgisayar her zaman “eğitim açığını kapatacak bir araç olarak”, “eğitimde devrim niteliği taşıyan…. teknoloji” üçüncü dünya ülkelerine hep sunulmuştur. Temel varsayım şudur, bir ülke kalkınamıyorsa bunun sebebi “bilmiyor olması”dır. Dolayısıyla bilgiyi yüklerseniz [neden? beyin bedava! ayrıca iyi bir bilgisayar ya bir yüklemede hemen yazılımı çalıştırır(!)] insanlar aldıkları bilgi ile “doğru ve gerekli” davranışları sergilerler. Bu temel varsayım üzerinden bakıldığında geliştirilen Rogers’ın Yeniliklerin Yayılımı’nın bu kadar yoğun tercih edilmesi normaldir. Buradan, adaptasyon süreçlerine göre ayrılan insanların teknolojiyi kullanım derecelerine göre kategorizayonlayıp bu çerçevede yeni teknolojilerin kullanımını yaygınlaştırmak mükemmel bir çözüm. Neden? Teknoloji kullanımı yayılırsa, bilgi yayılır, bilgi yayılırsa kalkınırız!

 

Bugünün dünyasına bakın, bu model yoğun olarak Latin Amerika ve Orta Doğu’da kullanıldı, sonuç = Pisa Skorları konuşsun. Bu kadar bilim insanı yanılmış olabilir mi? Ya da nerede yanılmış olabilir? ve iletişim tarihinin benim öğrenmeyi öğrenmem ve eğitimle bağlantısı ne?

 

Freire durumu şöyle açıklıyor, ilerleme toplumsal olarak olacaksa bunun çözümü eğitimdir. Ancak, eğitim bildiğimiz şekli ile yani öğrencilere bilgilerin depolanması (bankacı eğitim modeli) olarak değil de bireylerin diyalektik bir çerçeve geliştirebilecekleri, duruma dair soru sorabilecekleri bir alt yapı sağlarsa çözüm olur. Bu durumda, birey, kendi içinde olduğu durumu nesne olarak ortaya koyup gerekli soruları sorarsa bu durumu iyileştirecek çözümleri de üretmeye başlar.

 

Bunun nasıl yapılacağına dair yanıtı ise anahtarlardan biri roller üzerinedir, öğretmenin öğretmen-öğrenci, öğrencinin öğrenci-öğretmen olması gerektiğini söyler. Burada, yıllardır duyduğunuz öğretmenlerden “ben de sizden öğreniyorum”dan bahsetmiyor. Burada, öğretmenin işinin zaten zeminde olan çözüm bilgisini ortaya çıkaracak ortamı hazırlayan bugünkü ifade ile kolaylaştırıcı olması gerektiğinden bahsediyor. Ortada bir sorun varsa, çözüm o sorunu yaşayan insandadır, olan durumu analiz ettirirseniz onun sahip olduğu tecrübe ve bilgiden çözüm gelecektir, bu da ilerlemeyi getirecektir diyen Freire’nin ayrıldığı nokta çok temel bir varsayım gördüğünüz gibi. Bilgi, birilerinin elinde bir mülk olup birilerinin istediğinde verdiği bir şey değildir. Ve hatta teknoloji ile bir bağı yoktur.

 

Freire’nin haklılığını yüzyıllardır değişmeyen sınıf düzeni de açıklar. O kadar teknoloji gelip geçmesine ve yenileri gelmesine rağmen hala okullar ve sınıflar var. Neden? İşte burası bilim adamlarının geç fark ettikleri ya da es geçmeyi seçtikleri yer. Çünkü, öğrenme süreci bir bireyin beyninin içinde gerçekleşir ve bu gerçekleşirken en önemli yardımcı etkileşimdir. İnsan, sosyal bir varlıktır ve öğrenmek için de birbirine ihtiyaç duyar, birbirimizle ne kadar iletişim halinde isek o kadar öğreniriz. Kaset ve ses kayıtları ile dil öğrenmeye çalışanlar ne demek istediğimi daha iyi anlayacaklardır. Yabancı dilde ancak birisi ile konuşmaya başlayınca konuşabilmeye başlarız. Bu şu demek oluyor, bugün online eğitim platformlarına kadar gelen eğitim olanakları hangi teknolojiyi kullanırsa kullansınlar mutlaka bir “öğretmen”e kanlı canlı yaşayan birine ihtiyaç var ve beynimiz öteki türlü evrilene kadar da ihtiyaç olacak. Bu, teknolojiyi tam olarak reddetmek anlamına gelmiyor, teknolojik araçlar destekleyici öğe olarak programlarda yer alması da işe yaramakta.

 

Öte yandan, öğrendiğimiz bir şeyi uzun süreli hafızaya atmanın en iyi yolu, hem sağ hem sol beyin arasında bağ kurdurmak olduğunu bugün biliyorum (ilk fark ettiğim zaman böyle ifade etmemiştim tabi ki). Birileri ile yan yana oyun oynarken öğrenme bu yüzden vazgeçilemiyor. Üstelik bu öğrenme yolunun yaşla bir ilgisi de yok. Bugün 50 yaş üstü insanlara da öğretmenin en iyi yolu “deneyimletmek” yani “oynatmak”. Kendimde bunun nasıl çalıştığını gerçekten öğrenmeye başlamam topluluk oluşturma çalışmalarına başladığım zaman oldu. Oralarda yaptığım “keşif”ler benden önce de yapılmıştı hatta sayfalarca kitaplarda da okumuşluğum vardı; ancak bir tane “oyuncuk” ile deneyimlediğim keşfin derinliği ve öğrenmem sonundaki ifadelerime yansımasının bendeki sonucu gerçek bir bakış açısı değişimi oldu.

 

Onca şey anlattın Sezin, ben heyecanlandım da hayal edemiyorum diyenler için şöyle öğretmen örnekleri vermek isterim; Chris Ulmer, nezaket ve takdir vermeyi kendisi yaparak öğretirken ya da  Barry White JR’ın öğrencileri ile arasında bağ kurması için her sabah hepsiyle özel olarak selamlaşırken.

 

Bugün başka türlü inanıyorum ki, evet eğitim şart ve evet ilerleme eğitim ile olacak ve Freire’ye katılarak ekliyorum, eğer eğitimde bir ilerleme olacaksa bunu politikacılar yapmayacaklar. Bu köklü değişimi “eğitimci”lerin kendileri, kendilerini değiştirerek ve kendi değişimlerini yaptıkları işlere götürerek yapacaklar. Eğitimci bir ailenin öğrenmeyi öğrenmek için doktora yapması ve onca farklı alanda çalışma yaptıktan sonra kendi öğrenme sürecinin keşfi ile birilerinin haklılığını hatırlamasıyla söylüyorum.

 

Kendi devrimimi yaparken bunu paylaşmak için öğretmenken öğretmenin keyfine varamayıp ayrılan bir arkadaşımla bir yola çıktık, Esra ile eğitimcilerin kendi yaratıcılıkları ile keşfe çıkacakları ve hazırladıkları programlarda kullanabilecekleri oyunları aktaracağımız bir program hazırladık, Yaratıcı Öğretmen. Heybemizde olan öğrenme, yüzleşme, aktarma hikayelerini oynayarak nasıl çıkartırız ve paylaşırız deneyimlerini koyduk sepete, düştük yola. Hikayeleri, literatürü ve keyfiyle geliyoruz. Gönülden inanıyorum ki bizimle “şart” olan eğitimi “dönüştürmeye” niyet etmiş güzel gönüllerle buluşacağız  ve eğer bir şeyler değişecekse bu kendini değiştirme cesareti olanlarla gerçekleşecek…

 

Not: Freire’nin hayatında işlerine yansımış gerçekliği keşfetmenizi öneririm. Freire’ye dair okumalar yapmak isterseniz, Türkçe’ye çevrilmiş Ezilenlerin Pedagojisi, Okuryazarlık: Sözcükleri ve Dünyayı Okuma, Yüreğin Pedagojisi gibi başka bir çok kitabı da mevcut. Özet bilgi almak isterseniz Serap Ayhan’ın Paulo Freire: Yaşamı, eğitim felsefesi ve uygulaması üzerine ‘de adlı makalesine göz atabilirsiniz.

Ayrıca, Kalkınma için İletişim üzerine de okumak isterseniz Jan Servaes, hem baskın paradigma hem de Freire başta olmak üzere katılımcı süreçlere dair bir çok yayına sahip.

 

Barkod Etiketi üretimi yapan firmaların işi ciddi bir iştir. Bu anlamda sizin de hangi firmayla çalışma yatığınız çok büyük önem taşır. Kullanım alanı sınırsızdır. Her alanda ve her sektörde bu etiketlere ihtiyaç duyulur. Etiket çeşitleri ve Barkod etiketleri, seri üretimle hazırlanmaktadır. Etiketler ahşap, plastik, metal ya da cam gibi ambalajlı ürünlerin üzerilerine ugulanır.
Mide botoksu midenin belirli yerlerine botoks maddesi enjekte etme suretiyle midedeki kasların çalışmasını sınırlandırmayı ve sayede midenin gıdaları sindirim sürecini yavaşlatarak buna bağlı olan açlık-tokluk hissi süresinin de uzatılmasını amaçlayan ameliyatsız kolay kilo verme tedavisidir. Botoks uygulanırken, midenin detaylı şekilde içerden görüntülenmesini sağlayan endoskopi uygulaması ile gerçekleştirilir. Bu sayede hastaya sadece gastroskpik uygulaması kadar bir rahatsızlık olur. Özellikle diyet programlarına ve düzenli egzersizlere uymakta zorlanan ve buna bağlı olarak da obeziteye yakalanan, bu yüzdende obezitenin sebep olduğu çeşitli sağlık sorunları olan kişiler için mide botoksu bir devrim niteliğindedir ve son yıllarda ülkemizde yaygın olarak kullanılmaktadır.
Termal Etiket Eco Termal etiket, yüzeyinde hami bir katman bulunmayan miktar çeşididir. Kumbara üzerine termal lamine edilmesi sonucunda oluşmaktadır. Kullanılan barkod yazıcının baş bölgesindeki ısı beraberlik birlikte termal sıvılaşma özelliği gösterir dahi bu şekilde Eco termal etiketin üzerine baskı alınır. Bu termal etiketlere yumruk termal olarak (ısıyla) yapılır ve yerde yüzden ribon kullanılmaz. Ribon kullanımı olmadığı için tahakküm maliyeti sıfıra yakındır.
Dijital Baskı ve baskı etiketi teknolojileri geliştikçe firmaların büyük ebatlı etiket ihtiyaçlarına da dijital çözümler sunulmaya başlamıştır. Böylece, birbirinden canlı renklerin ve kusursuz çizgilerin hakimiyetindeki büyük ebatlı dijital baskı etkileri; kurumsal firmaların reklam kampanyalarındaki en iddialı unsurlarına dönüşmüştür.