Liderlik kendi hayatımızın sorumluluğunu aldığımız yerden başlıyor

Liderlik kendi hayatımızın sorumluluğunu aldığımız yerden başlıyor

Liderlik kavramına üç ayrı seviyede bakmaya bir davetim var; bireysel, ilişkisel ve sistemik. Bu üç ayrı seviye benim çalıştığım konuların hemen hepsinde farklı yorumlamalarla benim için oldukça rahatlatıcı bir bakış açısı kazandırdı. Bir de liderlik kavramına yol olsun.

 

Liderlik hakkında yapılan araştırma ve akademik yazında çoklukla liderlerin örgüt ve organizasyonlardaki etki güçlerine dair ve bunu arttırabilmek için geliştirmeleri gereken ilişkisel taktiklere dair bir çok yazı bulmak mümkün. Bu yazıda her birisi başka yazı konusu olabilecek bu üç seviyeden ilk ikisini hatırlatıp daha çok üçüncü seviyeden bireysel liderliğini alabilmekten bahsetmek istiyorum.

 

Sistemik:

1950’lerden beri kurumlar üzerinde yapılan araştırmalar, bize vizyon sahibi liderlerin kurumlarındaki yapı, çalışma düzeni ve kurum kültürü dolayısıyla dokunduğu alanlardaki etkilerinin güçlü olduğunu gözlemliyor. Netleştirmek için birkaç örnekten bahsedeyim. Interface şirketi, halı üreten bir firma, CEO Ray Anderson sürdürülebilirlik ve çevre sorunları üzerine bir kitap (Paul Hawken, Ecology of Commerce) okur ve yıllardır iş yapma şeklinin aslında hiç de istemediği çevresel sonuçları ile tek tek yüzleşmeye başlar, üretimde kullanılan kimyasallar, kaynak olarak kullandıkları malzemelerin petrol temelli olması vb ve bugün Interface, Anderson’ın vizyonu ile dünyada sürdürülebilirlik alanında lider ve örnek şirketlerden bir tanesi. (Nasıl olduğunu merak ediyorsanız Ted konuşmasına bu linkten erişebilirsiniz.)

 

Türkiye’den son dönem adından seçimler ile sıkça söz ettiren politik bir liderden bahsedeyim, Tunç Soyer. 2009 yılında Seferihisar Belediye Başkanı seçildi ve 10 yıl görevde kaldı. Tunç Soyer, ilk seçildiğinde Seferihisar dışarı göç oranı oldukça yüksek, kuytuda kalan bir ilçe iken yerel kalkınma ilkelerini baz alarak Türkiye’de kimsenin adını dahi  bilmediği Yavaş Şehir konsepti ile ilçenin dışarı göçü neredeyse yok derecesinde azaldı, İzmir içerisinde en sık ziyaret edilen turist trafiği ile Seferihisar sevilen ve sahiplenilen bir ilçe haline geldi. Bu sene ise Soyer, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı oldu.İki örneğe de baktığımızda liderlerin oldukları yerlerden çok dünya vatandaşı olarak oldukları yerde neler yapabileceklerine odaklandıklarını görürüz ve büyük vizyonlarla gerçekleştirilen işler yeteri kadar emek verildiğinde mutlaka oldukları sistem içerisinde bir sarsıntı, değişim, etki yaratırlar. Interface bugün tüm dünyanın örnek aldığı, İzmir ise yerel kalkınma modelleri ile ulusal planda CHP’nin model olarak önerdiği bir noktada.

 

 

İlişkisel:

Liderlerin etkilerinin, farklı ölçekteki ölçümleri hala devam ede dursun, iyi lider nasıl olunur ödevleri de kaynaklarda bunların hemen yanında bulacağınız şeylerdir.  Literatüre baktığınızda, 1950 ve 60’lı yıllarda görülen “yönlendirme”, “kontrol” gibi becerilerin sık kullanılması ile 1970’lerde durumsal liderlik modeli geliştirilmiştir. 1980’lerle birlikte ve 90’larda bir kırılma yaşanmış ve “sistemsel yaklaşım”, “amaçlı yönetim”, “katılımcı liderlik”, “dönüştüren liderlik” ve “güçlendirme” gibi başlıklar gittikçe daha fazla yer alır olmuştur. Zaman içerisinde gözlemlenen şey artık daha insancıl, sevecen, insan odaklı, insan kaynaklarını geliştirmeye yönelik liderlik tavrının daha belirgin bir katkı yaptığıdır. Bugün birçok lider görmüştür ki üretkenlik, yapılan işten tatmin ve motivasyon bir liderin en önemli sorumluluklarıdır. Bu sorumlulukları gerçekleştirmek için bir liderde olması gereken niteliklere baktığımızda da davranışsal tercihlerin öne sürüldüğünü görüyoruz. Aşağıdaki listede bir takım ekleme çıkartmalarla farklı kaynaklar farklı sayıda verseler de herkesin ortak zeminde kaldığı maddelere göz atalım;

  • İnsanları önemli hissettirin(çünkü önemliler)
  • Sahne ışığını paylaşın
  • Liderler kendi insanları için çalışırlar
  • Her neyin liderliğini aldıysanız inşayı birlikte yapın

 

Burada bahsedilen, olanı görmek ve takdir etmek, paylaşmak, hizmet etmek ve birlikte büyümek davranışlarına gelmeden önce küçük bir hatırlatma yapmak isterim. Bir davranışın gerçekleşmesi için algısal, niyetsel, motivasyonel karar alma süreçlerinin gerçekleşmesi gerekir. Peki bu başkalarına nasıl davranılması gerektiğini öğrenmeden önceki sorum şu, kendinize nasıl davranıyorsunuz? Birey olarak kendi hayatınızın lider soru

mluluklarını nasıl alıyorsunuz? İşte, bu liderlik kavramının bireysel boyutudur.  Çünkü kendimize nasıl davranıyorsak başkalarına da öyle davranıyoruz! Kendi hayatımızın liderliğini ve sorumluluğunu nasıl alıyorsak, işimizin, evimizin, ofisimizin, okulumuzun sorumluluğunu da öyle alıyorsunuz.

 

Bireysel:

Liderlik sadece önde görünmek, bir grubun/işin yüzü olmak ve olması beklenildiği gibi davranmaktan çok daha fazlası demek. Sorumluluk almak, bütünü görmek o bütünde kendine düşene ve düşmeye karar verebilmek demek. Konunun ucunu buradan tutunca, bir bireyin en kıymetli yükümlülüğü kendi hayatının sorumluluğunu alabilmek ve bu oyunda nerede olduğunu keşfederken kendine büyüme alanları yaratabilmesi oluyor. Ray Anderson, Interface şirketi zaten kar ediyor iken, çevresel etkilerinin sorumluluğunu alması için hiçbir zorlama ile karşılaşmamıştı. Bireysel olarak yarattığı etkinin ölçüsü ile yüzleştiğinde etik bir sorumluluk alarak kendine yeni bir büyüme alanı yaratmayı tercih etti. Tunç Soyer, Seferihisar’ı uluslararası ölçekte bir sisteme dahil etmeye çabalamak yerine İzmir içerisinde adı bilinen bir yer yapmayı da tercih edebilirdi ama bireysel olarak kendine, kendi için de öğrenme alanı olacak bir ölçeği baz aldı. Vizyon geliştirirken görülebilen en geniş sınırlar içerisinde, hangi alanda ne iş yaptığında ve hangi noktaların sorumluluğunu alabildiğimize bakıyoruz. Yani vizyon geliştirebilmek, dünyaya dair sorumluluğunu görebilme becerisinden besleniyor.

 

Peki ya kendimize dair sorumluluklarımız? Kendi hayatımızın sorumluluğunu almak, kendi tepkilerinin, duygularının, sözlerinin, kararlarının ve bunların başkaları üzerindeki etkisinin sorumluluğunu da alabilmek. Kendimize bir bütün olarak bakabilirsek aldığımız sorumluluklara da bütüncül bir yaklaşım geliştirmemiz o kadar kolaylaşır.

 

Biz, üç parçadan bir bütün oluyoruz, bedenimiz, aklımız ve ruhumuz. Bu üçü hem kendimizi inşa ederken hem karar verirken hem de günlük hayatımızda tercih ettiklerimizde kendilerine has ağırlıklarını ortaya koyuyorlar. Üçü de birbirinden farklı bilgelikleri, deneyimi ve renkleri hayatımızda var ediyor. Peki, hayatımızın liderliğini alırken biz hangi karar ve davranışların hangisinden geldiğini net görebiliyor muyuz?

 

En aşina olduğumuz, Descartes’ten beri alkışlamayı bırakmadığımızdan başlayalım, aklımız.  İnsanın beyni fiziksel olarak en büyük, en ağır olmasa da, aklı onu diğer hayvanlardan başka bir noktaya getirdi. Aklımız ile diller, kültürler, medeniyetler inşa ettik. Varlık koşullarımızı farklı noktalardan farklı noktalara jenerasyonlar arası getiren sistem ve yapıları kurduk. Bilimle bilgiyi kümülatif biriktiren bir yapı kurmuş bir insanlık aklı var.  Yaratım, üretim ve iyileştirme becerisi ile aklımız gerçekten takdire şayan.

 

Öte yandan aklımızın da kusuru var, aklımız koruma ve ilerleme meraklısıdır. Bize ‘daha’ diyen ses aklımızındır. Hep geleceğe bakar, bu bakış kaygılardan beslenirse koruma güdüsüyle bizi savunmaya itebilir, bunun sonucunda da materyal dünya ve ilişkilerimizde sürekli gardını yukarda tutan biri olarak, iletişim becerilerinin en kıymetli ve temel taşı olan yargısız dinleme becerimizde feragat ederiz. Ego, en çok aklın görebildiği büyüklükten beslenir, yükseldikçe de liderlik becerilerinden birlikte inşa edebilme yetkinliğinde geliştireceğimiz tutum bizi ‘birlikte’ noktasından ‘önde’ olma noktasına getirirse, karakter olarak ödün verme riskini beraberinde getirir.

 

Bedenimiz, insan bedeni ilk oluşmaya başladığı andan itibaren kusursuz bir hafızaya sahip. Her deneyimi hatırlıyor ve bizim için en güvenli ve rahat olan yanıtı seçip bizi hep orada tutmaya çalışıyor. Tekrarları, rutinleri seviyor. Mesela egzersize ilk başladığınız zamanlarda kas ağrılarınız size “öf bunu neden yaptın?” demiyor, alışkanlıklarımızın dışındasın diyor. Devam ettiğinizde ise ne kadar ilerlediğinizi size nefes, hareketlerde büyüme ya da hareketlerin hızında değişim olarak anlatıyor.

 

Karar alırken aslında vücudumuzda 3 organımızın söz hakkı olduğu söyleniyor. Bunların ilki bağırsaklarımız, bugün ikinci beyin olarak anılan bağırsak, beynimizin seratonin (mutluluk hormonu) dahil ruh halimizi belirleyen hormonların %90’nında söz sahibi olduğu kabul ediliyor. İkincisi, kalbimiz. Kalpten beynimize giden sinirsel yollar, beynimizden kalbimize inenden daha fazla! Sonuncu tabi ki beynimiz. Beynimize dair araştırmalar gittikçe artarak devam ediyor ancak şimdiye kadar davranışlarımızın neredeyse %90’ını bilinçli olarak gerçekleştirmediğimiz söyleniyor. Yani geçmişten getirdiğimiz deneyimlerle, bedenimiz bir karara varıyor ve büyük bir çoğunluğunu otomatik olarak/ bilindik yerlerden tekrarlayarak davranışa döküyoruz.

 

Anlaşılacağı üzere, bedenimiz geçmişi canlı tutarken şimdidedir. Korunmak üzere hareket eder. Oldukça kıymetli ve hayati olan bu dürtünün mucizeleri sayesinde bugün varlığımıza devam ediyorken, beden sosyal ilişkilenmelerde ve toplum içerisinde aklın dengesine ihtiyaç duyar. Çünkü fiziksel kararlarımızı verme şeklimizle duygusal kararlarımızı verme şeklimizi her daim korursak bu yine sürekli olarak kendimizi korumada tuttuğumuz duygusal etkileşimler yaratır. Sürekli savunma halinde iken büyüme ve öğrenme alanımıza hep uzak kalmış oluyoruz.  

 

Bedenin sürekli alıştıklarını istemesi her zaman onun için doğru olmayabilir. Mesela alıştığında hep sigara ister! Ancak, ona iyi gelecek yaş alırkenki  ihtiyaçlarını kollamak için yeni alışkanlıklar geliştirmek de aklın elindedir. Fiziksel sağlık, hiç kuşkusuz sadece kaliteli bir fiziksel olgunluk kazanmaktan ya da uzun yaşamaktan çok daha fazlası. Fiziksel olarak bedenimiz sağlıklı olduğunda bu ilişkilerimizde bizi daha nötr, duygularımızda bizi daha pozitif bir yerde tutuyor bu da bir lider olarak insanlarla girdiğimiz etkileşimlerin kalitesini besliyor.

 

Peki bedenimizle daha farkında bir ilişki için nasıl iletişim kurabiliriz. Onu gerçekten dinlemeye başlayabiliriz. Neleri yediğimizde nasıl davranıyor, acaba o kronik ağrı hep aynı duygu ile mi geliyor? gibi tekrarları görmeye başlamak onun için daha doğru kararlar vermemize destek olacaktır. Bedenimizin bir diğer harika hediyesi içinde olduğumuz duygu durumuna dair bize sinyal gönderebilmesidir. Örneğin, ben heyecanlandığımda avuç içlerim terliyor ve ayaklarım üşüyor, bu bir başkası için karın ağrısı bir başkası için sırt terlemesi olarak daha net konuşuyor olabilir. Hangi duyguları bedenimizin neresinde hissettiğinizi gözlemlemek duygularımızın ismini koyabilmek adına da bize rehber olabilecek bir yol. Duygularımızın farkında olmak, ilişkisel boyutta duygusal düzlemde savunmada, saldırıda ya da rahat bir alanda olup olmadığımız tepki ve kararlarımızı etkiler. Nerede olup olmadığımızı görmenin bir yolu da bedenin tepkilerini dinliyor olmak, hangi durumlarda nereleri seçtiğine göz atıp aşinalık kazanmak olabilir.

 

Bütünün son parçasına gelelim, ruhumuz. Ruhumuzdan kastım, duygu durumumuz, psikolojik halimiz. Marshall Rosenberg, Şiddetsiz İletişim kitabında duygularımızın bir reaksiyon olduğunu söylüyor. Bir durumla karşılaşıyoruz, bu durum içerisinde bir ihtiyacımız karşılandığında pozitif, karşılanmadığında negatif duygular canlanıyor. Bu duygular çerçevesinde de harekete geçiyoruz. Biri emek verdiğimiz bir işi fark edip takdir ettiğinde gülümsüyoruz, mutlu oluyoruz; birisi bizi sevmediğini söyleyip hayatımızdan çıktığında üzülüyor, kırılıyor belki kızıyoruz. Çünkü, bağlanma, sevme ve sevilme ihtiyacımız o kişi tarafından kesilmiş oluyor. Duygularımıza isim vermek burada oldukça rahatlatıcı, böylece bu duyguyu doğuran ihtiyacı görmek için kendimize bir kapı açma şansımız oluyor.  İhtiyacımızda net olabilirsek, onu karşılamak adına farklı stratejiler geliştirmek için de kendimize bir alan yaratırız. Bu neden önemli, hayatımızın lideri olacaksak, duygularımızdan başkalarını sorumlu tutmayı bırakmak takım inşası için hayati bir yerde. Bir takım olarak birlikte büyüme niyetimiz varsa, bu ilişkilerimizde güveni temel alabilmek demek. Herkesin elinden geleni yaptığına güvenmek, herkesin kendi doğrusu çerçevesinde yaşadığını kabul etmek. Bu güven gerçekten var olsaydı, o takım arkadaşınıza bu kadar kızar ya da kırılır mıydınız? Hayır! Duygunun ismini koyduktan sonra örneğin kızgınlık, bu duygunun gelmesininin sebebi güven ihtiyacının karşılanmamasından geliyor teşhisini koyabiliriz. O zaman o kişi ile aynı takımda devam edecekseniz ilişkideki güven inşası için neler yapabileceğinize bakarak orayı inşa etmek için stratejiler geliştirmeyi denersiniz. Belki de o kişi ya da siz güvenmediğiniz insanlarla devam etmemeyi seçerek, güvenli ilişkilerin olduğu bir takım kurma stratejisine gidebilirsiniz. Çözümler çok fazla, sorunu doğru tanımlarsak!

 

 

Duygularımızın, kararlarımızın ve etkilerinin sorumluluğunu almaktan kastettiğim şey de bu. Duygularımız bir tepki, tepkisel bir yerden karar vermek yerine tam da o andaki ihtiyacı görerek bir yerden karar verebilmek, hem bizi kendimize dair hem de etrafımızdaki insanlarla olan etkileşimimize dair daha sorumlu ve barışçıl kılıyor. Verdiğimiz kararların etkilerinden de sorumlu olabilmekten de bahsetmiştim, netleştirmek isterim. Ortaya koyduğumuz ifade şekli “Buna ihtiyacım var! Neden vermiyorsun?” gibi saldırılı bir yerden çıkıyorsa burada ilişkisel boyutta etrafımızı da savunmaya, negatif hissiyatlara itmiş oluyoruz. Evet, o kişi savunmaya geçmek zorunda hissetmeden sizinle anlayış durumuna geçme tercihine sahip. Ancak, kendimizin sorumluluğunu/hayatımızın liderliğini almaktan kastım tam da bu etkileri de görebilecek bir noktadan bakmak ve bununla kararlar verebilmeye dair. Dışardan beklememek, kendi ihtiyacına yanıt olabileceğini hatırlamaya dair.

 

Özetle, hayatımızın lideri olarak kendi sorumluluğumuzu almak, aklımızın, bedenimizin ve ruhumuzun bilgeliklerinden yararlanırken tepkilerini görerek  hareket edebilmek demek. Aklımızın, bedenimizin ve ruhumuzun dengesini kurarak, üçünün de ihtiyaçlarını kollayarak yaşarken, isteklerini netleştirerek görmek ve oradan davranışsal tercihte bulunmak demek. Çünkü, kendimizin sorumluluğunu alabildiğimizde, bizimle yürümeyi seçen insanların da sorumluluklarını alabilmek için gerekli kasları geliştirmeye başlıyoruz. Kendi ihtiyaçlarımızı görmeye başladığımızda, yol arkadaşlarımızın ihtiyaçlarını görmeye başlıyoruz. Kendi adımıza bir öğrenme/ büyüme alanı yaratmak için gereklilikleri anladığımızda birlikte büyümek ve öğrenmek için gereklilikleri karşılayabiliyoruz. O yüzden, liderlik, kendi hayatımızın sorumluluğunu aldığımız yerden başlıyor.

Görseller için; mindful.org, abprojeyonetimi.com, rakipsizsohbet.com linkleri kullanılmıştır.

 

Barkod Etiketi üretimi yapan firmaların işi ciddi bir iştir. Bu anlamda sizin de hangi firmayla çalışma yatığınız çok büyük önem taşır. Kullanım alanı sınırsızdır. Her alanda ve her sektörde bu etiketlere ihtiyaç duyulur. Etiket çeşitleri ve Barkod etiketleri, seri üretimle hazırlanmaktadır. Etiketler ahşap, plastik, metal ya da cam gibi ambalajlı ürünlerin üzerilerine ugulanır.
Mide botoksu midenin belirli yerlerine botoks maddesi enjekte etme suretiyle midedeki kasların çalışmasını sınırlandırmayı ve sayede midenin gıdaları sindirim sürecini yavaşlatarak buna bağlı olan açlık-tokluk hissi süresinin de uzatılmasını amaçlayan ameliyatsız kolay kilo verme tedavisidir. Botoks uygulanırken, midenin detaylı şekilde içerden görüntülenmesini sağlayan endoskopi uygulaması ile gerçekleştirilir. Bu sayede hastaya sadece gastroskpik uygulaması kadar bir rahatsızlık olur. Özellikle diyet programlarına ve düzenli egzersizlere uymakta zorlanan ve buna bağlı olarak da obeziteye yakalanan, bu yüzdende obezitenin sebep olduğu çeşitli sağlık sorunları olan kişiler için mide botoksu bir devrim niteliğindedir ve son yıllarda ülkemizde yaygın olarak kullanılmaktadır.
Termal Etiket Eco Termal etiket, yüzeyinde hami bir katman bulunmayan miktar çeşididir. Kumbara üzerine termal lamine edilmesi sonucunda oluşmaktadır. Kullanılan barkod yazıcının baş bölgesindeki ısı beraberlik birlikte termal sıvılaşma özelliği gösterir dahi bu şekilde Eco termal etiketin üzerine baskı alınır. Bu termal etiketlere yumruk termal olarak (ısıyla) yapılır ve yerde yüzden ribon kullanılmaz. Ribon kullanımı olmadığı için tahakküm maliyeti sıfıra yakındır.
Dijital Baskı ve baskı etiketi teknolojileri geliştikçe firmaların büyük ebatlı etiket ihtiyaçlarına da dijital çözümler sunulmaya başlamıştır. Böylece, birbirinden canlı renklerin ve kusursuz çizgilerin hakimiyetindeki büyük ebatlı dijital baskı etkileri; kurumsal firmaların reklam kampanyalarındaki en iddialı unsurlarına dönüşmüştür.