Category Archive Genel

Pisa skoru, eğitim ve sepetimdekilerin birazı

3 yılda bir yapılan Pisa’da Türkiye’nin geçtiğimiz aylarda gerilediği bir ortalaması olduğu haberlerde yeterince yer buldu sanırım. Türkiye’de eğitimin “sorun” olduğu kadar “şart” olması da kendimi bildim bileli tekrarlanan klişelere dönüştü. Benimse sepetimde eğitimde gerçekten devrim niteliği taşıyacak bir umut parçası var. Hatta belki bir devrimin hikayesi de…

 

Anne ve babamın öğretmen emeklisi olmalarından öte, eğitimci bir ailenin parçası olduğumu hep keyifle söylerim. Amcalarım, eşleri, halamın çocukları ve ailenin neredeyse tamamı öğretmendir. İlkokul ve ortaokul dönemlerimde bana yük oluyordu biraz bu iş. Bir türlü öğrenmeyi öğrenemediğimden ezberleri tekrarlayarak geldim liseye, sonra lisede uzun süreli hafızamın yazarak çalıştığımda aktive olduğunu fark ettim. Yine öğrenmeyi tam öğrendim sayılmaz bu, kendime dair bir keşif işte. Düşe kalka lisans, yüksek lisans bitti. Bugün doktora tezimi bir eğitimciyi keşfetmek için  yazıyorum, Paulo Freire. Doktoraya geldiğimdeyse kendi öğrenme dinamiklerimi, keşif hallerimi ve soru sormaları ancak yeni öğreniyorum. Ve ancak bugün diyebiliyorum ki, öğrenebiliyorum. Ne yazık ki, bu süreçte okuldaki öğretmenlerimin katkısı oldu da diyemeyeceğim. Çok meraklı olduğumdan sosyal girişimcilikten, topluluk oluşturmaya sonra hiç eğitim almadığım çevre sorunlarına dair öğrenme çabalarımın sonunda ben öğrenmeyi öğreniyorken ne kadar keyif aldığımı fark ettim.  Bu da beni, birbirinden farklı alanlarla çalışsam da eninde sonunda yine bir “eğitmen ya da bazen kolaylaştırıcı” yaptı yani kürkçü dükkanı bana eğitim oldu.

 

Kendimi denediğim yollardan biri iletişim alanı idi, reklam ve halkla ilişkiler hala okuyorum. Kitle İletişim Tarihine dair okumalar yaptığınızda siz de göreceksiniz ki gelen her teknoloji, radyo, kaset, vhs kayıtlar, tv, bugün de bilgisayar her zaman “eğitim açığını kapatacak bir araç olarak”, “eğitimde devrim niteliği taşıyan…. teknoloji” üçüncü dünya ülkelerine hep sunulmuştur. Temel varsayım şudur, bir ülke kalkınamıyorsa bunun sebebi “bilmiyor olması”dır. Dolayısıyla bilgiyi yüklerseniz [neden? beyin bedava! ayrıca iyi bir bilgisayar ya bir yüklemede hemen yazılımı çalıştırır(!)] insanlar aldıkları bilgi ile “doğru ve gerekli” davranışları sergilerler. Bu temel varsayım üzerinden bakıldığında geliştirilen Rogers’ın Yeniliklerin Yayılımı’nın bu kadar yoğun tercih edilmesi normaldir. Buradan, adaptasyon süreçlerine göre ayrılan insanların teknolojiyi kullanım derecelerine göre kategorizayonlayıp bu çerçevede yeni teknolojilerin kullanımını yaygınlaştırmak mükemmel bir çözüm. Neden? Teknoloji kullanımı yayılırsa, bilgi yayılır, bilgi yayılırsa kalkınırız!

 

Bugünün dünyasına bakın, bu model yoğun olarak Latin Amerika ve Orta Doğu’da kullanıldı, sonuç = Pisa Skorları konuşsun. Bu kadar bilim insanı yanılmış olabilir mi? Ya da nerede yanılmış olabilir? ve iletişim tarihinin benim öğrenmeyi öğrenmem ve eğitimle bağlantısı ne?

 

Freire durumu şöyle açıklıyor, ilerleme toplumsal olarak olacaksa bunun çözümü eğitimdir. Ancak, eğitim bildiğimiz şekli ile yani öğrencilere bilgilerin depolanması (bankacı eğitim modeli) olarak değil de bireylerin diyalektik bir çerçeve geliştirebilecekleri, duruma dair soru sorabilecekleri bir alt yapı sağlarsa çözüm olur. Bu durumda, birey, kendi içinde olduğu durumu nesne olarak ortaya koyup gerekli soruları sorarsa bu durumu iyileştirecek çözümleri de üretmeye başlar.

 

Bunun nasıl yapılacağına dair yanıtı ise anahtarlardan biri roller üzerinedir, öğretmenin öğretmen-öğrenci, öğrencinin öğrenci-öğretmen olması gerektiğini söyler. Burada, yıllardır duyduğunuz öğretmenlerden “ben de sizden öğreniyorum”dan bahsetmiyor. Burada, öğretmenin işinin zaten zeminde olan çözüm bilgisini ortaya çıkaracak ortamı hazırlayan bugünkü ifade ile kolaylaştırıcı olması gerektiğinden bahsediyor. Ortada bir sorun varsa, çözüm o sorunu yaşayan insandadır, olan durumu analiz ettirirseniz onun sahip olduğu tecrübe ve bilgiden çözüm gelecektir, bu da ilerlemeyi getirecektir diyen Freire’nin ayrıldığı nokta çok temel bir varsayım gördüğünüz gibi. Bilgi, birilerinin elinde bir mülk olup birilerinin istediğinde verdiği bir şey değildir. Ve hatta teknoloji ile bir bağı yoktur.

 

Freire’nin haklılığını yüzyıllardır değişmeyen sınıf düzeni de açıklar. O kadar teknoloji gelip geçmesine ve yenileri gelmesine rağmen hala okullar ve sınıflar var. Neden? İşte burası bilim adamlarının geç fark ettikleri ya da es geçmeyi seçtikleri yer. Çünkü, öğrenme süreci bir bireyin beyninin içinde gerçekleşir ve bu gerçekleşirken en önemli yardımcı etkileşimdir. İnsan, sosyal bir varlıktır ve öğrenmek için de birbirine ihtiyaç duyar, birbirimizle ne kadar iletişim halinde isek o kadar öğreniriz. Kaset ve ses kayıtları ile dil öğrenmeye çalışanlar ne demek istediğimi daha iyi anlayacaklardır. Yabancı dilde ancak birisi ile konuşmaya başlayınca konuşabilmeye başlarız. Bu şu demek oluyor, bugün online eğitim platformlarına kadar gelen eğitim olanakları hangi teknolojiyi kullanırsa kullansınlar mutlaka bir “öğretmen”e kanlı canlı yaşayan birine ihtiyaç var ve beynimiz öteki türlü evrilene kadar da ihtiyaç olacak. Bu, teknolojiyi tam olarak reddetmek anlamına gelmiyor, teknolojik araçlar destekleyici öğe olarak programlarda yer alması da işe yaramakta.

 

Öte yandan, öğrendiğimiz bir şeyi uzun süreli hafızaya atmanın en iyi yolu, hem sağ hem sol beyin arasında bağ kurdurmak olduğunu bugün biliyorum (ilk fark ettiğim zaman böyle ifade etmemiştim tabi ki). Birileri ile yan yana oyun oynarken öğrenme bu yüzden vazgeçilemiyor. Üstelik bu öğrenme yolunun yaşla bir ilgisi de yok. Bugün 50 yaş üstü insanlara da öğretmenin en iyi yolu “deneyimletmek” yani “oynatmak”. Kendimde bunun nasıl çalıştığını gerçekten öğrenmeye başlamam topluluk oluşturma çalışmalarına başladığım zaman oldu. Oralarda yaptığım “keşif”ler benden önce de yapılmıştı hatta sayfalarca kitaplarda da okumuşluğum vardı; ancak bir tane “oyuncuk” ile deneyimlediğim keşfin derinliği ve öğrenmem sonundaki ifadelerime yansımasının bendeki sonucu gerçek bir bakış açısı değişimi oldu.

 

Onca şey anlattın Sezin, ben heyecanlandım da hayal edemiyorum diyenler için şöyle öğretmen örnekleri vermek isterim; Chris Ulmer, nezaket ve takdir vermeyi kendisi yaparak öğretirken ya da  Barry White JR’ın öğrencileri ile arasında bağ kurması için her sabah hepsiyle özel olarak selamlaşırken.

 

Bugün başka türlü inanıyorum ki, evet eğitim şart ve evet ilerleme eğitim ile olacak ve Freire’ye katılarak ekliyorum, eğer eğitimde bir ilerleme olacaksa bunu politikacılar yapmayacaklar. Bu köklü değişimi “eğitimci”lerin kendileri, kendilerini değiştirerek ve kendi değişimlerini yaptıkları işlere götürerek yapacaklar. Eğitimci bir ailenin öğrenmeyi öğrenmek için doktora yapması ve onca farklı alanda çalışma yaptıktan sonra kendi öğrenme sürecinin keşfi ile birilerinin haklılığını hatırlamasıyla söylüyorum.

 

Kendi devrimimi yaparken bunu paylaşmak için öğretmenken öğretmenin keyfine varamayıp ayrılan bir arkadaşımla bir yola çıktık, Esra ile eğitimcilerin kendi yaratıcılıkları ile keşfe çıkacakları ve hazırladıkları programlarda kullanabilecekleri oyunları aktaracağımız bir program hazırladık, Yaratıcı Öğretmen. Heybemizde olan öğrenme, yüzleşme, aktarma hikayelerini oynayarak nasıl çıkartırız ve paylaşırız deneyimlerini koyduk sepete, düştük yola. Hikayeleri, literatürü ve keyfiyle geliyoruz. Gönülden inanıyorum ki bizimle “şart” olan eğitimi “dönüştürmeye” niyet etmiş güzel gönüllerle buluşacağız  ve eğer bir şeyler değişecekse bu kendini değiştirme cesareti olanlarla gerçekleşecek…

 

Not: Freire’nin hayatında işlerine yansımış gerçekliği keşfetmenizi öneririm. Freire’ye dair okumalar yapmak isterseniz, Türkçe’ye çevrilmiş Ezilenlerin Pedagojisi, Okuryazarlık: Sözcükleri ve Dünyayı Okuma, Yüreğin Pedagojisi gibi başka bir çok kitabı da mevcut. Özet bilgi almak isterseniz Serap Ayhan’ın Paulo Freire: Yaşamı, eğitim felsefesi ve uygulaması üzerine ‘de adlı makalesine göz atabilirsiniz.

Ayrıca, Kalkınma için İletişim üzerine de okumak isterseniz Jan Servaes, hem baskın paradigma hem de Freire başta olmak üzere katılımcı süreçlere dair bir çok yayına sahip.

 

Yaratıcı İfade ve Öğrenme mi?

Neden mi sanat?

Çünkü sanat çekici,

çünkü sanat eğlenceli,

çünkü sanat özgürlüğün bir ifadesi,

çünkü sanat gerçek ve hepimiz sanatla gerçeğiz.

 

Eğitimlerinizi -verdiğiniz ya da aldığınız- sanatsal araçlarla harmanlarsanız ne olur?

Sanat kendi içinde bir çok farklı sihir barındırır. Keyif, eğlence, kahkaha ve daha bir çok duyguyu taşır ve bu duyguların paylaşımı empatiyi geliştirir.

 

Yaratıcı riskler alacak olanaklar bulmak ve yaratıcı riskler almak, doğru ve yanlış arasında başka yerlerde olmayı da öğretir böylece eneme alanına gelme ve öğrenmeye dair teşebbüsler kolaylaşır. Sanatla öğrenmek kişinin kendine güvenini arttırır. Yaratıcı risk alarak, bunun karşılığında “görülmek” ve takdir edilmek, doğru ya da yanlış olmaktan çok daha önemli olarak deneyimlenir. Bu da kişinin kendine güven inşasına önemli bir destek sağlar.

 

Güven inşası başlama noktasından itibaren tüm süreç bir çok farklı anahtar detayı içerir, bunlar, görülme, duyulma, duyguların paylaşımı, kabul edilme ve takdir edilmedir. Bunların hepsi bir araya geldiğinde, grup içinde bireyler arasında bağların sağlanmasına da hizmet ederler. Bu sayede duvarların yıkılması ve onlar yerine köprülerin inşası çok daha rahat bir zeminde oluşur.

 

Bu macerayı, tek bir bireyin grup içerisindeki ifadesinden başlayıp elinizde kocaman bir topluluk olarak bitirmenizi sanat sağlar.

 

Bunca şey çok soyut gelmiş olabilir ancak biraz daha somutlaştırmak adına Ron Clark’ın hikayesine bakabiliriz; öğretmenin öğrencilerle arasındaki onca bariyeri, kurallar koyarak ya da kural olarak “biz bir aileyiz” diyerek yıkamadığı ancak tarih dersini bir rap şarkısı olarak verdiğinde sınıfın duygu durumu, katılım ve öğrenme üzerinde önemli katkılarını görmek dahi mümkün. İzlemek isterseniz filmin tamamı;

https://www.youtube.com/watch?v=xVsld1Wls10

 

Kaynaklar:

Catch the Fire, Taylor&Murphy, NSP Publisher

Yaratıcı ifade ve çocuklar üzerinde ve sağlıkları üzerinde bir çok araştırmaya da ulaşmak mümkün, bir kısmı;

  • Evaluation of a classroom program of creative expression workshops for refugee and immigrant children, Journal of Child Psychology and Psychiatry 46:2 (2005), pp 180–185
  • Effects of a Creative Expression Intervention on Emotions, Communication, and Quality of Life in Persons with Dementia, Nurs Res. 2010 ; 59(6): 417–425. doi:10.1097/NNR.0b013e3181faff52.
  • Integration of Creative Expression into Community Based Participatory Research and Health Promotion with Native Americans, Fam Community Health. 2010 ; 33(3): 186–192. doi:10.1097/FCH.0b013e3181e4bbc6.

[The Ron Clark Academy ile ilgili okumak isterseniz]

Ayrıca izleme önerisi bir başka eğitimcinin hikayesi the Marva Collins Story, 80’ler döneminde yapımı olan bir öğretmen hikayesi.

 

Tags, , , , , ,

Doğaya yardım edebilmek için seçebileceğiniz 50 yol

Biliyorum gündeminizde pek yok ama bu uzun yazıya bir kısa göz atın bence.

Her gittiğimiz yerde aslında çevreyi korumanın çok zor ve kökten değişimler yerine atılacak küçük adımların uzun sürede kümülatif ve değerli bir destek sağlayabileceğini anlatmaya çalışıyoruz.  Son dönemde “Hep kurumlara, ofislere mi çalışıyorsun Sezin biz neler yapalım?” diye soran arkadaşlar için öncelikle kolay olduğu fikrini ekin zihninize, arkasından buradan devam edebilirsiniz.

Kendi yaptıklarım ve elde olan tavsiyelerden toparladıklarım arasından öneriler;

  1. Evde eski ampüllerinizi enerji tasarruflu ampüllerle değiştirin, farklı renklileri de var artık, eğer okuma ya da tv izlerken rahatsız oluyorum diyorsanız, bu aktiviteler dışındaki odalara yerleştirin
  2. Yatmadan bilgisayarlarınızı kapatın, uyku modu bilgisayarınızın modeline göre saatte 40 watt’a kadar tasarruf edebilirsiniz. Eğer açılmasını beklemek istemiyorsanız da ayarlarından saatini kurup geldiğinizde açık bulmanız mümkün.
  3. Çalkalama ayarı, bulaşık makinanızda extra durulama ayarını kapatın bu ortalama 20 galon kadar su tasarrufu sağlayacaktır.
  4. Fırını önceden ısıtmayın, eğer ekmek ya da hamur işi yapmıyorsanız yemek yaparken fırını önceden ısıtmanıza gerek yok, ayrıca pişerken her seferinde kapağı açıp kontrol etmek yerine camdan takip etmeyi alışkanlık haline getirin.
  5. Camları geri dönüştürün, camları geri dönüştürmek hava kirliliğinin %20 su kirliliğinin de %50 azalmasında destek olmaktır. Üretim aşamasında ekolojik ayak izi yüksektir ayrıca, geri dönüşümü yapılamayan bir camın toprakta kaybolması milyon yılı bulabilmekte. Ayrıca, geri dönüştürülen 1 ton cam, sıfırdan cam üretiminde gerekecek olan 9 galonluk fuel oil tasarrufu da demektir.
  6. Çocuk bezi kullanırken dikkat edin, anneler, artık çok rahat ve zahmetsiz olduğu için çocuk bezi kullanmaktan vazgeçmesini istemem çok zor, ancak geri dönüşümü olamayan bu ürünlerin tüketiminde gerçekten dikkatli ve vicdanlı davranmalarını hatırlatmak isterim. Örneğin, ABD’de bir bebeğin yıllık 5000-8000 arasında kirli bezi atılıyor!
  7. Kurutma makinesi tercih etmeyin, özellikle bu sene tüm Balkanlar ve Türkiye oldukça kuru bir kış geçirdi, her şey bir yana Türkiye en az 300 gün güneşli gün sayısı var, çamaşırlarınızı ipte hava ile kurutun. Ciddi bir elektrik tasarrufuna gidebilirsiniz.
  8. Haftada 1 gün vejeteryan beslenin, herkesin vejeteryan ya da vegan bir hayat seçmesinin mümkün olmadığının farkındayım. Ancak tüketiminizi azaltabilirsiniz, hayvan hakları vs gibi değer temelli bir tavır yerine size biraz rakam vereyim;  yarım kg etin üretiminde toplamda 2500 galon (660,5 lt) su tüketilir, ayrıca büyükbaş çiftlikleri kurulsun diye önemli oranda ormanlar da kesilmektedir. Haftada 1 gün vejeterjan beslenerek hem su ayakizinizi küçültebilir hem de ağaç koruyabilirsiniz.
  9. Soğuk ya da ılık derecelerde çamaşır yıkayın, çamaşır makinaları suyu şofbenler gibi depolayıp ısıtmaz, dolayısı ile aldığı suyu hızlı bir şekilde ısıtmak için ciddi anlamda elektrik harcarlar. Yıkamadan önce çok lekeli bir parça varsa biraz sabunla lekeyi hafifletip ılık derecede yıkayabilirsiniz. Hem çamaşırlarınız da daha az yıpranır hem de ayakiziniz küçülür.
  10. Kağıt havlu daha az kullanın, kağıt havluların kullanımının kolaylığı daha çok tüketime itmekte, yarısı ile temizleyebileceğiniz bir alanı bile tam bir parçayı yırtmak çok kolay olduğu için hemen yırtıp temizleyip atabiliyoruz. Bu da ciddi anlamda kağıt tüketimine dönüşebiliyor.
  11. Kağıtlarınızın ya da defterlerinizin sayfalarının iki yüzünü de kullanın, kağıt tüketiminin kontrolsüzlüğü gerçekten Türkiye’de korkulacak rakamlara sahip, geri dönüşümlü kağıt üretimimiz dahi belli kalitenin altında kalması (saman kağıt dışında baskı yapılabilecek bir kağıt üretilmemekte) bile kağıt tüketirken iki kere belki üç kere kullanmak için yeterli bir neden olmalı.
  12. Gazetelerinizi geri dönüştürün, geri dönüşüm yapmayı belli aralıklarla rutininize oturtabilirsiniz, size en yakın geri dönüşüm kutusunun yerini bilin ve kontrol edebildiğiniz kadarı ile gazetelerinizi geri dönüştürün. Ayrıca internette biraz vakit harcayarak alternatif gazete kullanımını neye dönüştürebileceğinize dair oldukça fikir bulabilirsiniz, belki de sadece okunacak bir şey değildir 😉
  13. Hediye paketlerini tekrar kullanın, hediye paketi olarak kullanılan kağıtların ayak izleri oldukça yüksektir. Ayrıca, oldukça da sağlam olmakla birlikte güzel desenleri vardır, evinizde raf kaplamaktan tutun da daha bir çok farklı fikir üretebilirsiniz. Yaratıcılığınızı kullanın ve hayatınıza renk katma fırsatı olarak görün. (kendin yap hareketini internetten takip ederseniz oldukça kullanışlı ve keyifli fikirler bulabilirsiniz.)
  14. 14. Şişelenmiş su tüketirken tekrar düşünün, pet şişede alınan suların ekolojik ayak izleri oldukça yüksektir, öte yandan pet şişelerin tekrar kullanılmasının ne kadar sağlıksız olabileceğine dair bir çok araştırma bulabilirsiniz. İlla almak zorunda iseniz tekrar kullanılabilecek bir pet şişe alabilirsiniz. Ayrıca plastik damacanalardan vazgeçerek cam damacanaya geçmiş olmak daha steril bir su sağlayabilir ancak ekolojik ayak izinizi düşürmeyecektir. O yüzden, eğer musluk suyunuz içilmeyecek kalitede ise su arıtıcı kullanarak yanınızda kendi su şişenizi taşımanızı öneririm.
  15. Banyo sürenizi kısaltın, uzun uzun banyo yapmak ya da küvet kullanmak yerine duş alın ve ihtiyacınız olmadığı halde suyu sürekli açık bırakmayın. Sadece su tüketimizi değil aynı zamanda su ısıtmak için kullanacağınız elektrikten de tasarruf etmiş olursunuz.
  16. Dişinizi fırçalarken musluğu kullanmadığınızda kapatın. Kimbilir kaç kere duydunuz ama siz de 1 senenin sonunda yaptığınız su tasarrufuna şaşırabilirsiniz.
  17. Evde meyve-sebze yetiştirin, apartmanda yaşıyorsanız bile saksıda yetiştirdiğiniz biberi kahvaltıda atıştırmanın keyfi hiç bir şeyde olmaz, evde büyük ağaç dikemezsiniz ancak örneğin limon ağacından ürün alabilirsiniz, hem de tüm odanızın oda parfümü kullanmasına da gerek kalmaz.
  18. Evde kullandığınız deterjanlara dikkat edin, evinizde temizlik için kullandığınız deterjanlar sterilizasyon sağlarken acaba sizden neler alıyorlar? Kullandığınız deterjanların bio çözünürlük özelliği olup olmadığına kontrol edin eğer ilgilenirseniz doğal maddelerden kendi deterjanlarınızı üretebilirsiniz. (İnternetten bir çok tarifi kullanıcı yorumları ile bulabilirsiniz.)
  19. Bir ağaç dikin, eğer bağınız bahçeniz yoksa da her sene kenara koyduğunuz bozuk paraları doğru derneklere ulaştırarak bir ağaç dikilmesini de sağlayabilirsiniz.
  20. Haftada 1 gün toplu taşım kullanın, arabanızı her gün kullanmak zorunda değilsiniz, haftada bir gün 15-20 dk erken çıkarak toplu taşımla işinize gidin. Karbon ayak izinizi küçültmekle kalmaz, maddi olarak da hem petrol hem de otopark ücretinden kar etmiş olursunuz.
  21. İkinci el kullanmaktan korkmayın, ikinci el oldukça temiz ürünler bulabilirsiniz, az kullanılan, yeniden tasarlanan, belki de sadece size özel bir ürün kullanma şansını da yakalamış olursunuz. Mobilyadan kıyafete, kitaptan aksesuarlara bir çok seçeneğe ulaşabilirsiniz.
  22. Yerelden tüketin, yerel işletmeleri ve yerel ürünleri tercih etmek hem fiyat olarak daha uygun olacak hem ekolojik ayakizini düşürecek hem de kendi mahallenizle etkileşimizi arttıracak ve komşuluk kültürünü canlı tutacaktır.
  23. Termostatınızın derecesine dikkat edin, evinizde kombiniz, klimanız ya da  şofbeninizin derecelerini daha makul derecelerde tutun, kışın evde şortla gezmek ve o kadar sıcak ortamdan kalın giyinip sokağa çıkmak ya da yazın 15derecelik evinizden 25-30 derecelik bir havaya çıkmak sağlığınız için de iyi bir tercih olmamakla birlikte, bir derecelik oynamalar enerji tüketiminizde %10’luk bir etki yapmakta.
  24. Kendi kupanızı kullanın, her sabah çay ya da kahve almadan duramıyor musunuz? Ofiste sürekli bir şeyler içme ihtiyacı mı duyuyorsunuz? Kendi kupanızı kullanın, kağıt bardak tüketiminizi azaltmak ekolojik ayakizinizi oldukça düşürecektir.
  25. Getir götür işlerinizi yığın, sık sık araba kullanmak zorunda olduğunuz işleri haftada bir güne ya da bir yarım güne sıkıştırın ve fazladan yol yapmak yerine birbirini kesişen ya da paralel olan yollar üzerinden daha kısa sürede ve daha az yol yaparak işlerinizi bitirin.
  26. 26. Kullanmadığınız ışıkları kapatın, dakikalar için bile odayı terk edecek olsanız dahi ışıkları kapatın. Sadece enerji tasarrufunu değil aynı zamanda ampülün ısı dengesi için gerekli elektrikten de tasarruf sağlarsınız.
  27. Çimenler, çimenler!  Çimen bakmak oldukça zor bir iştir, çok su isterler, bahçenizde bazı alanlara çimen yerine farklı şeyler yetiştirin, ayrıca çimenleriniz sizin için çok önemli ise sulama işini, sabah toprak nemini kaybetmeden yapmayı tercih edin böylece daha az su vererek ihtiyaçlarını karşılamış olacaksınız.

28.Pikniklerinizi çevre dostu organize edin, havalar ısınıyor, en sevdiğimiz haftasonu aktivitesi piknik değil mi? Her seferinde tek kullanımlık gereçler almak yerine kendinize küçük bir piknik sepeti hazırlayın. Küçük bir kaç saklama kabı ve termos sırt çantanızda da taşıyabileceğiniz bir piknik sepeti olabilir.

  1. Eski cep telefonlarınızı geri dönüştürün, geçen sene yapılan bir araştırmaya göre Türkiye’de cep telefonu değiştirme sıklığı 8 aya düştü, her seferinde yeni bir telefon almak demek, geride ciddi bir çöplük bırakmak demek. Hem kimyasal hem elektronik çöp olarak da doğaya ciddi bir etkisi var. Cep telefonlarınızı geri dönüştürün.
  2. Kullandığınız gereçlere bakım yapın, kullandığınız bir çok şeyi bozulduğunda atıp yenisini almak yerine, belli aralıklarla bakımını yaparsanız ömürlerini uzatırsınız, ayrıca tamir edilip tekrar kullanılabilecekse hemen çöpe atmamayı tercih edin.
  3. Dolap askılarınızı geri dönüştürün, kıyafet askılarının temel materyallerinden birisi demirdir, bu da geri dönüşüm yapan fabrikalarca kabul edilmez; o yüzden kırılsalar bile alternatif bir kullanım alanı da üretemiyorsanız, tamir etmeyi deneyin ya da sağlamlarken değiştirmek isterseniz de size yakın bir terzi ya da kuru temizlemeci bu desteğinizi kabul edebilir belki.
  4. Alüminyum kap ve folyolarınızı geri dönüştürün,  20 tane aliminyum kabı dönüştürdüğünüzde birinin üretimi için ihtiyaç duyulan enerjiye eş değer bir tasarruf sağladığınızı söylemiş olayım.
  5. Evden çalışmayı deneyin, biliyorum patronları bu tür durumlara ikna etmek oldukça zordur, iş yapsanız da yapmasanız da ofiste görünmeyi terfi almak için kullananlara dahi şahit olmuşsunuzdur, ancak haftada 1 ya da 2 gün eğer evinizden de yönetebileceğiniz bir işiniz varsa ve iş yerinizi ikna edebiliyorsanız, bu hem cebinize benzin ya da yol masrafı tasarrufu yaptırır hem de karbon ayak izinizi küçültür.
  6. Pencerelerinizi ve şömine kapağınızı kapalı tutun, eğer pencereleriniz hava alıyorsa ve yeterli izolasyonu sağlayamıyorsa bu size ciddi bir yakıt gideri olarak geri döner, ihtiyacınızdan fazla kaynak kullanmış olursunuz, bir de evinizde şömine varsa kullanmadığınızda kapağını kapatın, 1 metrelik bir pencerenin yapacağı ısı kaçağına eş bir ısı kaybını önlemiş olursunuz.
  7. Reklam postalarını durdurun, hem bilgisayarınıza gelenlerden hem de evinize gelen broşürlerden kurtulmaya bakın, o mailleri temizlemek için harcanan enerjiyi rakamsal boyuta bir toplulukta hesapladığınızda yapılan enerji kaybı (ki okumadan kaç tane sildiğinizi hesaplayın) ayrıca bırakılan ve bakılmadan çöpe giden broşürlerin ayakizleri gerçekten sizden de doğadan da fazlasını almakta.
  8. Çakmak yerine kibrit kullanın, çakmaklar plastikten yapılırlar içlerine de bütan yakıtı konur ki bunların ikisi de petrol ürünleridir! Çakmakların çoğu da geri dönüşümü yapılamayacak niteliktedir. Kibrit kutuları da kibritler de geri dönüştürülebilir, doğada kaybolabilir niteliktedir. Hem de endüstriyel ormanlardan üretilirler.
  9. Elektronik ortamda okumayı öğrenin, nasılı ya da çıktı alarak okuma alışkanlığınızı azaltmaya çalışın. online olarak sürekli takibinizi canlı tutacak bir çok telefon uygulaması dahi mevcut, kağıt tüketimini azaltmaya çalışın. Eğer illa basılı olarak dergi ya da kitap alıyorsanız da lütfen azaltmak istediğinizde geri dönüşümüne dikkat edin.
  10. Bağışlayın, evdeki eşyalarınızı kaldırıp çöpe atmadan önce bir çok paylaşım sitesinden başkalarına bağışlayabilirsiniz, kırık kitaplığınızı belki bir başkası alıp onararak kullanmaktan mutlu olacaktır. Bu da çöp üretiminizi azaltacaktır.
  11. Arabanızı yıkarken dikkat edin,  otomatik araba yıkama sistemleri insan eliyle yıkanan araba yıkmadan daha düşük bir su ayak izine sahip, yakınınızda böyle bir yer mevcut değilse, arabanızı temizlerken kendinize su limiti koyun ya da silerek temizlemeyi tercih edebilirsiniz.
  12. Poşet kullanmayı bırakın, plastik poşetler neredeyse bin yıl “çevre dostu” plastik poşetler 100 yıl kadar çözünmeyecektir. Pazara ya da markete giderken kendi çantanızı, bez çantalarınızı hep katlayarak çantanızda tutarak alışkanlık haline getirebilirsiniz.
  13. Yazılımları indirerek kullanın, extra cd ya da farklı bir araçla depolama aracına ihtiyaç duyan yazılımları satın almamaya çalışın. Artık hızla değişen teknoloji ile depolama sistemlerimizi bile cloud teknolojisi üzerinden kullanıma geçerken bu tür eski moda alışkanlıkları bir kenara bırakın.
  14. Ulaşım araçları biletlerinizi online kullanın, online biletler almayı ve çıktı almak yerine telefonunuza barkod isteyin ve kağıt çıktılar kullanmayın.
  15. Kayıt yapan telefonları tercih etmeyin, bu tür telefonlardaki telesekreter servisleri 24 saat enerji kullanan araçlardır, cep telefonları bu kadar yaygınlaşmışken bu tür enerji tüketimi çok olan araçları hayatınızdan çıkartın.
  16. Mutfak robotlarına gerçekten ne kadar ihtiyacınız olduğuna iyi dikkat edin, örneğin alacağınız kahve makinasının özellikleri ne kadar olmalı? Karıştırma işlemi yapan kahve makinaları sadece hazırlayan kahve makinalarından 4 kat daha fazla elektrik tüketmekte. Şeker ve kremanızı kupaya önceden koyup üzerine kahve döktüğünüzde daha iyi karıştığını görebilirsiniz. Daha bir çok mutfak robotunun yaptığı extra işlemler için elektrik harcamaktansa siz de halledebileceğinizi görebilirsiniz.
  17. Plastik tüketiminize dikkat edin, örneğin plastik saplı kulak temizleyicisi kullanmak yerine, kağıt bazlı saplıları olanları tercih edebilirsiniz. ABD’de bu değişimi kullanıcıların %10’u yapsa 150,000galon su tasarrufu yapılabileceğinin kaydı tutulmuş.
  18. Faturalarınızı online ödeyin, hem siz gittiğinizde ödeme için yapacağınız zaman ve belki de benzin giderinden kurtulabilirsiniz hem de daha az kağıt kullanarak yine uzun vadede ciddi bir ayak izinizde küçülme sağlayabilirsiniz. ,
  19. Bankacılık işlemlerinizi online yapın, yine faturalarınızda olduğu gibi online yaptığınız işlemlerde önemli bir tasarrufa gidebilirsiniz.
  20. Şarj edilebilir pil kullanın, piller bittikten sonra ciddi bir kimyasal çöp olarak özel olarak toplanması gerekmekte, ömrü biten pillerinizi mutlaka pil çöp kutularına ulaştırın ve daha uzun kullanabilmek ve daha az kimyasal tüketmek için şarj edilebilir pil kullanın.
  21. Apartmanınızda hareket yaratın, mesela yenilenebilir enerjiyi ne kadar kullanabiliyorsanız kullanın, eğer apartmanınızda komşularınızı ikna edebilirseniz güneş enerjisine geçiş ile ilgili bizde de oldukça kullanışlı teşvikler bulabilirsiniz, bu zor geldi ise atık su yönetimine dair küçük düzenlemelerle belki balkon suyu giderleri ile bahçe sulanmasını sağlayabilirsiniz, bu kısmı yaratıcılığınıza ve etki gücünüze kalmış.
  22. PAYLAŞIN, ne öğrendi iseniz, ne kullanıyorsanız, ne kadar insana ulaştırabiliyorsanız bilgilerinizi, deneyimlerinizi paylaşın.  

 

Yazının sonuna kadar okumuş güzel insan, umarım kendin için uygun az da olsa bir şeyler seçebilmişsindir kendine. Yolumuzun güzel bir havada kesişmesi ümidi ile,

(Radikal Blog’ta 28.03.2014’te yayınlanmıştır.)

 

Tags, , , , , , ,

Babaanneme bir çiçek diktim

çiçekGüzel günlerine mor bir çiçek

 

Geçtiğimiz Salı, öğlen güneşi sırıtıma vuruyor, bir an önce interneti iyi bir kafeye ulaşmaya çalışıyorum, iş güçle ilgili online bir görüşme yapmam lazım. Annem arıyor, sesi baya kırık, “Yoldayız şimdi Kayseri’ye geçiyoruz, babanneni kaybetmişiz, abini de arayacağım gelseniz iyi olur.” Bekliyor muyduk? neydi, her neyseyse idi ben reaksiyon gösteremedim. Şok anı herhalde, kabullenemedim belki de.

Online görüşmeye de başlayıp, neyseki harika bir takımla çalıştığımdan, bir süre duyamadığımı konuşulanları fark edince, çıktı benden çıkan. Ağlayamadım da. Gece otobüs yolu ile yetişemeyince sabah erken saate uçak bileti aldık.

Burak da yan yana gelince, Nijerya’ya bir gelenek var, konuşmuştuk ya, dedi. Ölünün yası bittikten sonra aile üyeleri bir araya gelip gidenin hayatını kutluyorlarmış. Ne de çok güzel günü geçti diye. Düştük yollara. Dualarla Kayseri’de uğurlandı babannem.

Ben de güzel günleri andım, beni büyütürken babannem ilkokulumun da babannesiydi, her törene gelir, hep rahat bir yerden her şeyi seyrederdi,

biz (torunları) nasıl oluyorsa hep haklıydık, başımıza bir şey gelse hep diğerleri suçlu olurdu, gerekirse babannem kendisi müdahale ederdi, benim onu tutamadığım bir dolu sahne de hatırlıyorum

dedemin ona seslenişine söylenirkenki bize pek komik gelen sayısız sahne,

sarılınca bırakılmamak, yere göğe sığdırılamamak ve asla tok kabul edilmemek…

Güzel ve dolu dolu bir ömür gördü, torunlarının çocuklarını bile sevme şansı oldu,

bol gülümseleli onca anıya çok şükür.

Yolun ışık, toprağın bol olsun babanne…

dedeme bol sevgi, selam taşı.

babanne

Nişan sonrası babannemle son fotoğraf 🙂 yanında da Violeta 🙂

http://www.kayserihaber.com.tr/haber/chpli-ilbasmisin-aci-gunu-18774.html

 

Not: babaanne olarak yazıldığını biliyorum, özellikle söylerken kısa tuttuğum için böyle yazmak istedim.

Tags, , , , , ,

Umuduma ve kalışıma dair …

30 yaşıma geldim, başka işlerde projelerde başka sıfatlarda stajyerlik, dansçılık, turistlik,  eğitmenlik, girişimcilik ama en çok da ve hala da öğrencilik etmişliğim var. Kayseri’de doğup büyüdüm, ömrümün 10 senesi İstanbul’da geçti; bugün İzmir’de yaşıyorum.

 

Trip Advisor’ın Cities I’ve Visited uygulaması derki, dünyada 16 ülkede ve toplam 109 şehirde bulunmuşum. Ömrümün 10 ayında da ülke dışında uzun süreli kaldım, ziyaretler, gezmeler, konferanslar hariç. Türkiye gibi bir -ne derseniz artık Akdeniz ülkesi mi Orta Doğu ülkesi mi farketmez- ülkede doğmanın ne kadar da güzel gerçeklikleri var arada unutuluyor gibi geliyor da, bana da dokunuyor burası. Ondan elim gitti yazmaya.

 

Benim ziyaret ettiğim ülke ve şehirlerin hepsi Batı’da, hani şu ‘medeniyet’ sahibi ülkeler. Mesela, o medeni insanlar bir binanın girişinde ya da çıkışında kapı tutup gülümseyerek size yol verirler. Buna Türkiye’de İstanbul’da birkaç yer dışında hiç denk gelmedim, bu mekanlar da zaten ‘medeni’leşmiş yerler. Ne mi demek istiyorum? Eğer medeni olmak, gerçek duygularım yerine yapmacık da olsa, karşımdaki kişiyi sevmesem de yapmam gereken şeye ‘toplum normu’ olarak bunu yaptırıyorsa ben “ilkel” kalmayı tercih ediyorum. Ülkemde kimin sizi sevip kimin size gıcık olduğunu bilirsiniz, size gülümsese de o kadar iyi oyuncu değildir çoğu, misal komşunuz Fatma Teyze. Karşı kapısındaki öğrenci evine giren çıkana gıcıktır ve öğrenci evi kandillerde ondan simit almaz 🙂 eğer Fatma Teyze’nin gerçekliğini ve duygularını ifadesindeki naifliğini görmesem umudum yiterdi bu ülkeye dair.

 

O medeni toplumlarda, iş yapmak ‘profesyonellik ister’ yani özel hayatınızla işinizi karıştırmamalısınız. Özel hayatınıza dair herhangi bir sıkıntı örneğin bir aile ferdinizin hastalanıp doktora götürülmesi işe gitmemek için yeterli değildir, çünkü yetiştirilmesi gereken evraklar vardır ve bunlar insanların sağlığından daha ‘aciliyetlidir’. Ülkemde, yetiştirdiği adama ‘profesyonellikten’ önce işe olan ve insana olan inceliği öğretebilen Ahmet Usta’lar vardır benim. Çırağının düğünü için babası gibi yanında duran ve babasıyla birlikte çırağına düğün yapan ustaların hikayelerini bilmiyor olsam umudum yiterdi bu ülkeye dair.

 

Başka ne zaman umudum yiterdiiii? Üsküdar’ın göbeğinde otururken, abim askerde ben de evde yalnız yaşıyorken, merdivenlerde öksürüğümü duydu diye akşam evde ödevimin başında alt komşumun kızı elinde “Hasta oldun galiba, bitki çayı yaptım sana” diye kapımı çalmasaydı eğer, evet umudum yiterdi bir gün bu ülkeye dair.

 

Bildiğim bir şeyleri paylaştığım eğitimlerde ya da üniversitede çalışırken Anadolu’dan İstanbul’a gelip hayalleri için hem de alt etmek değil, birlikte üretmek hayalleri ile gelen onca gençle tanışmamış, onları dinlememiş ve gözlerine inanmamış olsaydım eğer, umudum yiterdi bir gün bu ülkeye dair.

 

Bir haberleşme grubunda kendimi biraz düşmüş ve endişeli halimi paylaştığımda, yalnızlık ne kelime ne kadar kalabalık olduğumu kalbi kocaman bir kadın hatırlatmasaydı, ardından başka yollarla başka kadınlar tüm kalbimi sarmasaydı eğer, umudum yiterdi bir gün bu ülkeye dair.

 

Bu topraklarda bu devletten önce ve adı bu olduktan sonra da yaşanan ve görülmüş onca acıya rağmen; dağına, taşına, insanların gönüllerine yakılmış onca türkü olmasaydı, bu toprağın insanı kalbini sanatla ve mizahla onarmayı bilmeseydi, umudum yiterdi bu ülkeye dair.

 

YİTMEDİ. Gitmedi. O koca ihtişamıyla umudum da heyecanım da bu ülkede benim. Batı’da kötü diye yazdığım hikayelerin örnekleri yok mu bizde; ‘kalkınmış, gelişmiş’ şehirlerimizin hepsinde var onlar, başta İstanbul. Hatta beterleriyle var. Kalbimi sızlatan bazen insan olmaktan utandığım hikayeler yok mu ülkemde? Hepsi var. Her ülke kadar. Dünya kadar. Koca gibi görünen o küçücük dünyanın sahip olduğu her ülkede sorunlar, aksaklıklar, utançlar, güçlüler, zayıflar, utanmazlar var. Çünkü neden güzel kardeşim? Çünkü hepimiz başka dili konuşsak da başka yaradana inansak da başka başka görünsek de insanız da ondan. Hepsi bizde. İyisi de kötüsü de. Gördüğüm onca toprak, konuştuğum onca insan, konuşmadan gözüne baktığım onca göz bana hep aynısını söyledi.

 

Nereye gidersen git, daha huzurlu ya da daha mutlu olur musun bilmem? Ben başka ülkede yaşarken daha az sorunlu olduğundan değil, sorunları görmeyi reddettiğimden ya da sorunları benimmiş gibi sahiplenmediğimden, ‘daha huzurlu’ oyunu oynuyormuşum mesela. Bilmem ki, sen ne yaparsın?

 

Profesyonelleşip insanlığını unutmadığı için,

hala içinde değişime kendini dönüştürmeye hazır insanlar olduğu için,

ve ben bu kadarcık halimle çok kalabalık olduğum için,

umudum bu toprakta benim.

 

Hep sancılıydı buralar, sadece bu topraklar mı koca bir dünyanın sancısı var.

Bu sancılar güzel doğumların sancıları, hem de bu topraklardan gelecek doğumların sancıları, inancım da umudum da bunu bekler…

 

Tags, , , , , ,

Dün Başlanmalıydı Yarın Geç Olabilir

Geçtiğimiz Mayıs ayı için Optimist Dergi adına Escarus’un Yönetim Kurulu Başkanı Hülya Kurt ile keyifli bir sohbetimiz olmuştu. Hala Optimist Dergi okuma alışkanlığınız yoksa neler kaçtığına dair kendi emeğimin geçtiği birkaç sayfa da paylaşmak istedim.

Keyifli okumalar,

Tags, , , , ,